Yapay Zekâ ve Sanal Hipnoz: Tercihlerimiz Ne Kadar Bizim?
Bir telefon almak için alışveriş uygulamasına giriyoruz. Telefonu seçiyoruz; ardından karşımıza kılıflar, ekran koruyucular, kulaklıklar çıkıyor. Bir süre sonra başka bir uygulamada da benzer ürünlerle karşılaşıyoruz. Başlangıçta tek bir ihtiyacımız varken alışveriş listemiz uzuyor.
Bütün bunlar olurken seçimleri kendimizin yaptığını düşünüyoruz. Elbette son kararı biz veriyoruz. Fakat önümüze hangi seçeneklerin, hangi sırayla ve ne sıklıkla getirildiği de kararımızı etkiliyor.
Yapay zekânın günlük hayatımızdaki yerini biraz da buradan tartışmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü onu yalnızca sorularımıza cevap veren, yazı yazan veya görsel hazırlayan bir teknoloji olarak ele aldığımızda, tüketim alışkanlıklarımız üzerindeki etkisini gözden kaçırıyoruz.
İnsan, hayatını kolaylaştıracak araçlar geliştirmekten hiçbir dönemde vazgeçmedi. Hayvan gücünün yanına motoru, hesap yapmanın yanına hesap makinesini ve bilgisayarı ekledi. Haberleşmenin imkânları genişledikçe mesafeler kısaldı. Bir zamanlar şaşırtıcı bulunan yenilikler, zaman içinde sıradanlaştı.
Yapay zekâ da bu arayışın bir parçası. Ancak önceki teknolojilerden farklı olarak insanın düşünme, öğrenme ve üretme yetenekleriyle ilişkilendiriliyor. Bu nedenle sağladığı kolaylıklar kadar gelecekte nerede duracağı da merak ediliyor.
İnsanın yardımcısı mı olacak, alternatifi mi? Geçici bir heyecan olarak mı kalacak, hayatımızın kalıcı unsurlarından birine mi dönüşecek?
Bu sorulara cevap ararken önce yapay zekâyı etrafında oluşan heyecandan ayırmak gerekiyor.
Yapay zekânın geçmişi, son yıllarda tanıştığımız uygulamalardan çok daha eski. Bilgisayarların belirli görevleri yerine getirmesi, verilerden sonuç çıkarması ve insanın bazı zihinsel becerilerinin makinelerle taklit edilmesi üzerine uzun zamandır çalışılıyor.[1]
Bugün değişen, bu çalışmaların gündelik hayatın içine daha görünür biçimde girmesi. Bir zamanlar uzmanların çalışma alanı olarak gördüğümüz teknolojiye artık telefonlarımızdan ulaşabiliyoruz. Metin hazırlıyor, sorular soruyor, fikir geliştiriyor ve farklı alanlarda yardım alıyoruz.
Bu erişim kolaylığı önemli. Fakat bir aracın hızlı cevap vermesi ile insanın yerini alması aynı anlama gelmiyor.
İnsan yalnızca bilgi işleyen bir varlık değil. Hissediyor, tecrübelerinden yararlanıyor, içinde bulunduğu şartları değerlendiriyor ve kararlarının sorumluluğunu taşıyor. Yapay zekânın belirli işleri başarıyla yapabilmesi, insanın bütün bu yönleriyle karşılığını oluşturduğu anlamına gelmez.
Ben yapay zekâyı insanın yerine konulacak bir varlıktan çok, insanın kullandığı ve geliştirdiği bir yardımcı olarak değerlendiriyorum. Bu yaklaşım, mesleklerde yaşanabilecek değişimleri önemsiz görmek anlamına da gelmiyor. İşlerin yapılma biçimi değişiyor; bazı görevler kolaylaşıyor, bazı becerilerin yanına yenilerini eklemek gerekiyor.
Teknolojiye uyum sağlama meselesi burada önem kazanıyor. Ancak tartışmayı yalnızca “Kim işini kaybedecek?” sorusuna indirgersek yapay zekânın toplumsal etkilerinin önemli bir bölümünü dışarıda bırakmış oluruz.
Asıl meselelerden biri de bu teknolojinin hangi amaçlarla kullanıldığı.
Dijital toplumda alışverişten haberleşmeye, eğlenceden çalışmaya kadar pek çok faaliyet ekranlar üzerinden yürütülüyor. Her işlemde bir iz bırakıyoruz. Baktığımız ürünler, yaptığımız aramalar, ilgilendiğimiz içerikler ve satın aldıklarımız, tüketici davranışlarının anlaşılmasında kullanılabilecek veriler oluşturuyor.
İşletmeler açısından bu veriler değerli. Yapay zekâ uygulamaları, tüketicilerin davranışlarını incelemek, satın alma eğilimlerini değerlendirmek ve pazarlama çalışmalarını düzenlemek için kullanılabiliyor.[2]
Böylece karşımıza çıkan öneriler giderek kişiselleşiyor. Aynı uygulamayı kullanan iki kişi, farklı ürünlerle ve farklı içeriklerle karşılaşabiliyor. Ekrandaki seçeneklerin bize uygun görünmesi de tesadüf olmaktan çıkıyor.
Bir yanıyla kolaylık bu. Aradığımız ürünü daha çabuk buluyor, seçenekler arasında daha az zaman harcıyoruz. Fakat diğer yanıyla alışveriş isteğimizin sürekli canlı tutulmasına hizmet edebiliyor.
İhtiyacımız olan bir ürünü bulduktan sonra uygulamadan çıkmak yerine yeni önerilere bakmaya devam ediyoruz. Bir ürün başka bir ürünü hatırlatıyor. Sepet büyüyor. Başlangıçta düşünmediğimiz harcamalar, kısa sürede gerekli görünmeye başlayabiliyor.
“Sanal hipnoz” derken anlatmak istediğim bu yönlendirme hâli. Burada kavramı klinik bir hipnoz iddiası olarak değil, dijital ortamın tüketici üzerindeki etkisini anlatan bir benzetme olarak kullanıyorum.
Kişi kendi isteğiyle gezindiğini düşünürken karşılaştığı akış, ilgisini belirli alanlarda tutacak biçimde düzenlenebiliyor. Serbest zamanın ve kişisel tercihlerin dijital tüketim kültürü içinde yönlendirilmesi üzerine yapılan çalışmalar da bu ilişkiye dikkat çekiyor.[3]
Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca tarafsız bir kolaylaştırıcı gibi görmek yeterli değil. Onu geliştiren, işleten ve pazarlama süreçlerine yerleştiren kuruluşların ticari amaçlarını da konuşmak gerekiyor.
Benim eleştirim, teknolojinin tüketimi sürekli artırmaya yönelik kullanılması. İnsanın zamanını, dikkatini ve satın alma isteğini ekonomik kazanca dönüştüren yapıda yapay zekâ güçlü bir araç hâline geliyor.
Üstelik alışverişin ödeme aşaması da bu döngüye ekleniyor. Taksit ve kredi seçenekleri, kişinin elindeki paranın ötesinde harcama yapmasını kolaylaştırabiliyor. Ürünün fiyatı kadar toplam ödeme tutarını da değerlendirmek gerekirken dikkatimiz aylık ödemeye çekilebiliyor.
Böylece mesele bir ürünü beğenmekten çıkıp tüketim alışkanlıklarımızı ve bütçemizi ilgilendiren daha geniş bir soruna dönüşüyor.
Pazarlama çalışmalarında yapay zekânın kullanılmasının işletmelere verimlilik ve rekabet avantajı sağlayabildiği belirtiliyor.[4] Fakat işletme için avantaj oluşturan her uygulamanın tüketici açısından da aynı ölçüde yararlı olduğunu varsayamayız.
Kişiselleştirilmiş bir öneriyle karşılaştığımızda şu soruyu sormamız gerekiyor: Bu öneri benim ihtiyacımı karşılamak için mi, daha fazla harcama yapmam için mi önüme getiriliyor?
Yapay zekâyla ilişkimizde üzerinde durulması gereken başka bir konu da yerel bilgi.
Dijital dünyada her yerin, her kültürün ve her topluluğun aynı ölçüde temsil edildiğini söylemek güç. Büyük şehirler hakkında geniş bilgi bulunabilirken küçük bir yerleşim yerine ilişkin kaynaklar daha sınırlı kalabiliyor.
İstanbul üzerine bir soruyla Giresun’un Espiye ilçesine bağlı Gülburnu köyü üzerine bir sorunun aynı ayrıntıda karşılık bulmaması, bu meseleyi düşünmek için bir örnek.
Bir yer hakkında dijital ortamda az bilgi bulunması, oranın anlatılmaya değer bir geçmişi veya kültürü olmadığı anlamına gelmiyor. O bilginin kaydedilmesi, düzenlenmesi ve erişilebilir hâle getirilmesi gerekiyor.
Bu nedenle yapay zekâda yerelleşmeyi önemli buluyorum. Yerel yönetimler, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri kendi bölgelerine ilişkin güvenilir bilgi üretimine katkıda bulunabilir. Yerel dilin, kültürün ve ihtiyaçların dikkate alınması, teknolojinin daha yararlı kullanılmasını sağlayabilir.
Şehir yönetimlerinde de benzer bir imkân var. Dijital uygulamalardan ve farklı sistemlerden elde edilen veriler; sorunların belirlenmesi, kaynakların kullanılması ve hizmetlerin geliştirilmesi için değerlendirilebiliyor.[5]
Makalede ele aldığım örneklerden biri, Amsterdam’da vatandaşların kamusal alanlara ilişkin bildirimlerinin ilgili belediye birimlerine yönlendirilmesinde yapay zekâdan yararlanılmasıydı.[6] Bu tür uygulamalar, teknolojinin yalnızca ürün satmak için değil, günlük hayatın sorunlarını çözmek için de kullanılabileceğini gösteriyor.
Bununla birlikte verinin toplanması ve işlenmesi, gizlilik sorusunu da beraberinde getiriyor.
Hangi bilgilerimizin kullanıldığını, bunlara kimlerin erişebildiğini ve ne kadar süre saklandığını bilmek istiyoruz. Hizmet almanın kolaylığı içinde bu soruları erteleyebiliyoruz. Oysa kişisel veriler söz konusu olduğunda kolaylık kadar güvenlik de önemli.
Bir başka risk ise yanlış bilgi.
Yapay zekâ sistemlerinin kullandığı veriler eksik, hatalı veya önyargılı olabilir. Bu durum üretilen sonuçlara da yansıyabilir. Akıcı bir anlatımla sunulan cevap, yalnızca düzgün yazıldığı için doğru kabul edilmemeli. Yapay zekânın faydalarını tartışırken güvenilirlik ve mahremiyet konularını da birlikte ele almak gerekiyor.[7]
Bu noktada yapay zekâ okuryazarlığına ihtiyaç duyuyoruz. Kullandığımız aracın ne işe yaradığını, hangi sınırlar içinde değerlendirilmesi gerektiğini ve verdiği cevabı ne zaman başka kaynaklarla karşılaştıracağımızı öğrenmeliyiz.
Yapay zekânın etrafındaki ilginin zamanla biçim değiştireceğini düşünüyorum. Bugün şaşırtıcı bulduğumuz uygulamalar, başka teknolojilerde olduğu gibi gündelik hayatın sıradan parçalarına dönüşebilir. Benim için kalıcı olan, insana yardımcı bir araç olarak sağlayacağı katkı.
Ancak bu katkının niteliği, onu nasıl kullandığımızla ve hangi amaçlara hizmet ettirdiğimizle yakından ilgili.
İşimizi kolaylaştıran teknolojiyle alışveriş isteğimizi sürekli canlı tutan teknoloji aynı ekranda karşımıza çıkabiliyor. Aradaki farkı görebilmek için biraz durmak, düşünmek ve sorgulamak gerekiyor.
Bir ürüne bakarken, bir öneriyi kabul ederken veya bir cevaba güvenirken kararımızı hemen vermeyebiliriz. Bazen ekranı kapatıp kendimize sormak yeterli: Buna gerçekten ihtiyacım var mıydı?
Dipnotlar
[1] H. Pirim, “Yapay Zekâ”, Journal of Yaşar University, 2006; Ç. Sönmez, yapay zekâya ilişkin ders materyali, İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi. Özgün makalede bu materyale 2024 tarihli erişimle atıf yapılmıştır.
[2] Ş. Aktepe ve İ. Karakulle, “İşletmelerde Rekabet Üstünlüğü Sağlamada Yapay Zekâ Kullanımı: E-Ticaret Sitelerinin Mobil Uygulamaları Örneği”, Fenerbahçe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), 2023, s. 30–46.
[3] Enver Gilanlıoğlu ve çalışma arkadaşı, dijital tüketim kültürü ve serbest zaman üzerine çalışma, Yeni Medya Elektronik Dergi, 2020. Özgün makalenin kaynakçasında çalışmanın başlığı ve ikinci yazarın adı eksik verilmiştir.
[4] S. Binbir, “Pazarlama Çalışmalarında Yapay Zekâ Kullanımı Üzerine Betimleyici Bir Çalışma”, Yeni Medya Elektronik Dergisi, 5(3), 2021, s. 314–328; J. Cannella, Artificial Intelligence in Marketing, Arizona State University, 2018.
[5] C. Babaoğlu, “Yapay Zekâ ve Şehir Yönetimi”, SETA, 16 Mart 2024. Yazı.
[6] KPMG, “Yerel Yönetimde Yapay Zekâ Dönemi”, 19 Mart 2019. Örnek, özgün makalede kullanılan bu tarihli açıklamaya dayanmaktadır. Açıklama.
[7] H. Özizer, “Yapay Zekânın Faydaları ve Zararları Üzerine Bir Değerlendirme”, International Journal of Social and Humanities Sciences Research, 11(104), 2024, s. 336–348.
